Aklınıza getirin tüm meslekleri. En zoru hangisi. Ondan da zor meslek anne babalık. Allah herkese nasip etsin yalnız. Her meslek öğretiliyor, kitaplar yazıyor, internetten bir çok bilgiye ulaşılabiliyor. Bir çok seminere katılıp, bir ton kitap okusanız, internette sörf yapıp bilgiye ulaşmaktan beyniniz sulanmış bile olsa, yaşanmadan, tecrübe edilmeden, burnunuz sürtülüp zorluklarıyla mücadele etmeden, en dayanılmaz, ızdıraplı ve yıpratıcı anlarının bile bir bakış ve tebessümle sonlanacağı hatta sizi mutlu edeceği, 3 saat kesintisiz uykuya sizi muhtaç eden, hayatınız boyunca hiç bu kadar sorumluluk sahibi, sabırlı ve özverili olamayacağınız anların sebebi “anne babalık” mesleği öğretilemiyor çünkü.

            İşte ispatı..

            Çünkü “Anne Babalık” işi, özünde bir çok mesleği içerir ve uygulatır. Öğretmenlik, doktorluk, hakimlik, hemşirelik, aşçılık, tiyatroculuk, bahçıvanlık, temizlikçilik, ütücülük, işçilik, yöneticilik, dansçılık, sporculuk, müzisyenlik, ressamlık, mühendislik, mimarlık, pilot, makinist, kaptan, gözünüzde canlandırın. Geçen bacaklarımın üzerinde kollarını açıp uçak olup uçarken ve devamında kaydırağa dönen bendeniz babası için oğlum “baba lunapark gibi adamsın valla” dedi. Bu mesleklerin bir tanesini bile atlamayacaksınız. Tüm meslekleri icra ettiğiniz en az bir anınız vardır. Hatta benim tespit edemediğim başka meslekler bile aklınıza gelebilir. 

            Yoğurdu Üfleyerek Yeme Zamanı..

            Sizin çocuğunuz, siz yoğurdunuz hamurunu. Sizlerden bir parça. 1 + 1 = 3 oldunuz. Hayata bakışınız artık bambaşka. Aldığınız nefesin, attığınız adımın, yediğiniz yemeğin, kazandığınız paranın, oturduğunuz evin, yazın, kışın, baharların, saatleri bırakın saniyelerin, evden çıkışların, eve dönüşlerin, tatile gidişlerin, etrafınızdaki insanların anlamları değişti artık sizin için. Yaşanabilecek en tatlı anları yaşatacak, sevilebilecek en değerli varlığı sevdirecek, hayatı unutturacak boyutta sizi esir edecek, herkesten daha çok üzecek ve tedirgin edecek çocuğunuza anne babalık yapmak dünyanın en zor mesleği.

            Bu Mesleğin Okulu “HAYAT”

            “İnsanların Tek Ortak Özelliği, Herkesin Birbirinden Farklı Olduğudur”. Aynı anneden babadan, hatta aynı yumurtadan dünyaya gelen ikiz çocukların bile ne kadar benziyor olursa olsunlar farklı kişiliğe sahip oldukları bir gerçek. Bir çok literatür daha doğmadan müzik dinletmekten tutun, 1,2,3,4,5... yaşların her birinde ne yapılması gerektiğine kadar yazıyor. Çok değerli, faydalı ve güzel bilgiler. Okula giderken, ergenlik çağında, genç olduklarında, yetişkin dönemlerinde ve hatta ölene dek her ortamda sizin çocuğunuza yaklaşımınızın nasıl olması ve ona nasıl yaklaşmanız gerektiği yazıyor.

            Bu değerli bilgiler oluşturulurken, bugüne kadar olan ve yaşanmış tecrübeler üzerinden yola çıkılarak, bir çok örnek verilerek ortaya eser çıkarılıyor. Ama benim çocuğum bugüne kadar dünyaya gelen 6 milyar yaşayan ve kat fazlası ölen insanlardan farklı olduğuna göre, farklı bir birey olacağına göre, bize benzese bile bizden çok farklı olacağına göre “ben anne babalık işini nasıl öğreneceğim” diye sorarım kendime. Tek yol, yaşayarak öğrenmek. Çünkü o ayrı bir vaka bizim için. Hamuru alıp şekillendirelim şimdi. Bakalım ne çıkacak.

            İdeal Çocuk Profili..

            Çocuğunuzda olmasını istediğiniz özellikler neler? Gelin sıralayalım..      

                        Terbiyeli, efendi veya hanım olsun - Yalan söylemesin

                        Hırçın ve asi olmasın - Kırıp dökmesin

                        Özgüveni yüksek olsun - Laf söz dinlesin

                        Uslu olsun (Us=Akıl demektir) - Girişken olsun

                        Paylaşımcı olsun - Kavgacı olmasın ama kendine de zarar verdirtmesin

                        Kötü alışkanlıklardan uzak dursun - Arkadaş çevresi iyi olsun

                        Yeni girdiği ortamlara hemen adapte olsun - Söylemeden ders çalışsın

                        Kitap okumayı sevsin – Odasını toplasın

                        Yemek seçmesin, her yemek sonrası dişlerini fırçalasın

                        Sabah kalkınca yüzünü yıkasın

                        Bilgisayar başında oyun amaçlı çok oturmasın - Araştırıcı olsun

                        Anne babanın kararlarını sorgulamasın, hemen kabullensin

                        Okuma yazmayı herkesten önce öğrensin

                        İlk seferde anlasın, kavrasın, tekrar anlatmaya gerek kalmasın

                        Söz kesmesin - Erken uyusun

                        Dışarıda oynarken ilk çağırmada koşa koşa gelsin

                        Üstünü başını kirletmesin - Elindeki çöpü sokağa atmasın

                        Her gördüğü oyuncağı, şeker ve çikolatayı istemesin

                        Sorumluluklarının bilincinde olsun.........Olsun da olsun...

            Özeleştiri Yapabilirseniz Bir Adım Öndesiniz..

            Şimdi siz yukarıda saydığımız maddelerin hangilerine sahipsiniz bir test edin. Hiç yalan söylemediniz mi, hiç asabi olmadınız mı, özgüveninizden dolayı ayaklarınız yerden kesilmiş vaziyette mi?

            Uslu olmayı siz de sus pus oturmak, hiçbir şeye dokunmamak, sorgulamamak, yani koyun gibi olmak olarak bilmez misiniz, aslında us=akıl değil midir, akıllı olmak ve herkes tarafından sevilmenin bedeli koyun gibi güdülmek mi?

            Sizin bütün alışkanlıklarınız doğru mu? Sigara içmiyorsun, sokağa çöp atmıyorsun, söz kesme hastalığın yok, hep dinlerken göz teması kurarsın, trafikte bu güne kadar hiç kızmadın, küfretmedin, çocukların yanında hiç kavga etmedin, sesini dahi yükseltmedin. Sen bir meleksin.. İnsan kılığında dolaşan... 

            Senin arkadaş çevren hep iyi alışkanlıklara sahip örnek insanlar mı, her yemek sonrası sen dişlerini fırçalıyor musun, tüm yemekleri yer misin, onun yanında herhangi bir kitabı hiç eline aldın mı, dizi ya da maç keyfinden feragat edip kaliteli zaman geçirmek adına çaba harcıyor musun?

            Sen ülke adına alınan kararların hangisini sorguladın, sesini çıkardın, aslında sana kalsa ülkeye başbakan olacak adamsın değil mi, her üstlendiğin işi başarıyla ve hep en önde mi bitirdin,  sen tüm sorumluluklarının bilincinde misin......????

            İçini Ferah, Aklını Zinde, Umutlarını Sıcak Tut..

            Demem şudur ki, nasıl siz bugün kusursuz değilseniz, çocuklarımızın da kusurları olacak. Büyüdüklerinde de başka kusurlar. Esas mesele “kusursuz olmak değil, kusurları hoş görüyle karşılayacak yüceliğe sahip olmaktır”.

            Anne baba olarak en zor mesleği icra ederken, “vicdan sorgulaması” hastalığından vazgeçin. İşin kötüsü, ilacı da yok. Acaba çocuğuma iyi bir anne baba oluyor muyum, sağladığım koşullar yeterli mi, karnını yeterince doyurdum mu, iyi bir bakıcı, iyi bir kreş, iyi bir okul için elimden gelenin en iyisi bu mu?

            Ey anne babalar, kusursuz olmaya çalışmaktan vazgeçin. Her söylediğine “evet” demek, hiçbir şeyden eksik kalmasın diye kendinizi zorlamakla, iyilik yapayım derken kötülük yapmayın. “Dayak cennetten çıkma” sözünü hatırlayıp "şöyle okkalı bir çaksam” diye içinizden geçirip hatta biraz dışınıza çıkarıp hırpaladınız diye günlerce kendinizi yiyip bitirmeyin. Siz de insansınız. Sabır taşı değilsiniz. 

            Farklı Bir Bakış Açısı..

            Çocuk hastalanınca ben ne kadar kötü anne babayım diye hemen bunalıma girip yormayın kendinizi. Çok ciddi kalıcı hasarlara sebep olmadıkça bu hastalıkların bağışıklık sistemini güçlendirerek, hayatın çok daha zor koşullarına çocuğunuzu hazırladığını düşünüp rahatlayın biraz. Hijyenik bir dünyada yaşamayacak. Önce gerçek mikroplarla tanışsın ki, sonra daha gerçek insani mikroplarla karşılaşınca bocalamasın. Aşı dediğin çocuğun vücuduna mikrop vermektir. Vücut direnci güçlensin de hasta olmasın diye. Hemen ilaçlara dayanıp,  zaten her şeyin kolayına alışmış toplum kültürümüze daha işin başında ilaçlara alıştırmayın tertemiz bedenini.

            Masaya kafasını vurunca, gidip “ah masa ah” diye masayı dövmeyin. Duran masanın ne suçu var. Sonra her başına gelen işten etrafını sorumlu tutacak, hiç kendine toz kondurmayıp, burnundan kıl aldırmayanlardan olacak. Sonra da “hiç söz dinlemiyor, başına buyruk oldu, kime çekti bu çocuk” diye kendini üzme.

            Haydi Yemek Vakti..

            Lise, hatta üniversite çağına gelene kadar kendi başına hiç yalnız kalmayıp, ocağı yakıp yağı eritip bir yumurta dahi kıramıyorsa, benim çocuğum üniversite bitirdi ama hala işsiz dolaşıyor, kimse iş vermiyor diye ağlama emi. Önce eli yanarak ocağı ateşlemeyi, sahanda yumurta pişirmeyi öğret ona. Her acıktığında önüne yemek konmayacağını anlasın.  

            Anya Neresi? Bilen Var mı?

            Elde etmek istedikleri için her şeyin bir bedeli olduğunu öğret ona. Sen bu koşullara tırnaklarınla kazıya kazıya gelmedin mi. Dünyanın toz pembe olmadığını gösterin ona. Yoksa “Anyayı Konyayı gösterir başkaları”. Sancılı olur biraz.

            Bilimsel Yaklaşımlar..

            Çocuklarımızın kendine özgü karakteri olacak ve siz 6 yaşına kadar ne kadar işlerseniz, dokursanız ondan sonra öyle gidecek diye yazar bir çok bilimsel kitap. 4 yaşına kadar anneden sevgiyi, 4-6 yaş arası babadan güven, dürüstlük, saygı, disiplin gibi kavramları öğrenir derler. Tabi ki kız ve erkek çocuklarının öncelikleri ve rol modelleri farklı olabilir. Evde abla veya ağabey varsa, çocuğun gelişimine olan etkilerini göz ardı etmemek gerekir. Oyun oynama şeklinden, saç şekline, oturuştan, dans edişine, konuşma tarzından, duruşa kadar bir çok davranışı bilinç altına yerleştirebilir çocuklar.

            Çocuklarla konuşurken mutlaka göz hizalarına kadar inin, göz ve yüz temasını mutlaka kurun. Siz odadayken gelirlerse geldiğini fark ettirin. Hafta sonu gezme programınız için görüşlerini alın. Onunla konuşurken başka şeylerle ilgilenmeyin. Gelecekte bir çok problemi çözmesi için en önemli destekçisi olacak “dinleme becerisi” kazandırmak, çocuğu okuttuğunuz okul kadar önemli. Siz işten gelince yorgun argın ayaklarınızı uzatıp, o sizin gözünüzün içine bakarken fark etmezseniz, o kreşe ya da okula başladığında “günün nasıl geçti yavrum” sorularınıza yanıt bulamazsınız. Anlatmaz çünkü. Senden öğrendi.

            Dökülen ve Kırılanın Dönüşü Olmaz

            Hata yapmalarına izin verin. Dökülen veya kırılanın olmadığı gibi, sizin hata karşısındaki olumsuz tepkilerinizin de dönüşü yok. Ders çıkarması, öğrenmesi, yalan söylememesi, dürüst olması, gözlerini kaçırmadan hatasını kabullenmesi ve bir daha tekrarlamaması için fırsat varken, sizin yüzünüzden suçunu saklamaya, başkalarının üzerine iftira atmaya, artık yalan söylemeye, gözlerini kaçırmaya, pisliklerini halının altına atmaya, sizi mutsuz görmemek ve üzmemek için kendini baskılamaya başlayacak. Bir süre sonra içine kapanacak. Unutma, çocukta gördüğün her olumsuz davranışın esas sorumlusu bu olumsuz davranışa ilk şahit olduğu andır. Bu ilk anların bir çoğunda ise “anne ve baba” vardır.    

            “Ağaç yaşken eğilir”.

            Niye kurutuyorsun peki. Her ağaç mutlaka kuruyacak diye bir kaide mi var? “Değişim” dediğimiz üstün başarı simgesi, her yaşta ulaşılabilecek bir mevkidir. Gelişimin ve değişimin durduğu kişiler, toplumlar tükenmeye ve yenilmeye mahkumdur. Yani “eğmek” için ağacın yaş olması gerekiyorsa, sulayın o zaman. Güneşi de gösterin ama susuz bırakmayın. Kuruyan ağacın sorumlusu sensin. Kuruduktan sonra “ya bak kurudu görüyor musun, daha da eğemeyiz” diye umutsuz bakma ağaca. Ağaç kuruyunca ne olur? “ODUN”. Oduna asılınca ne yapar? “KIRILIR”. Niye? Eğilme özelliğini yitirmiştir çünkü. Ne yani, belli bir yaştan sonra hepimiz odun mu oluyoruz şimdi? Sen ömrünün sonuna kadar asılınca kırılanlardan olma.

            Bir Kelime Dünyaya Bedel

            “Bilge öğrencilerine şöyle söylemiş. “İçimizde iki kurt yaşıyor. Birbirleriyle savaşıyorlar. Birinin cephanesi sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü, güveni, iyiliği, değişimi, değer katmayı, kıymet bilmeyi, anlayışı, özgüveni, gülmeyi, affetmeyi, özür dilemeyi, teşekkür etmeyi, helal kazancı, dürüstlüğü, diğerinin cephanesiyse, kötülüğü, yalanı, önyargıları, vefasızlığı, kıymet bilmezliği, alınganlığı, kavgacılığı, kalıpları, değersizliği, sevgisizliği, güvensizliği, haksız kazancı, haramı, saldırganlığı, çekingenliği, anlayışsızlığı, hoşgörüsüzlüğü, saygısızlığı barındırıyor.” “Öğrencilerden biri sormuş. “Peki hocam, bu savaşı hangisi kazanıyor? “Bilgeden tek kelime cevap gelmiş.” “BESLEDİĞİNİZ”.

            “Kavalı çalmak demek, üflemek değil, parmakları oynatmaktır”

            Siz içinizde var olan tüm iyi ve kötü huyları gizlemek ya da açığa çıkarmakta özgürsünüz. Çocuğunuzun içinde var olan değerlerinin farkına varmasını sağlamakla, dünyaya bir canavar kazandırmak arasında tercih sizin. Siz de kusursuz olmadığınıza göre, çocuğunuzun kusursuz olmayacağına hazırlıklı olun. Yaşınız ne olursa olsun, önce siz değişime ayak uydurmalısınız. Ölmek üzereyken henüz tam kurumamış ağacı bile köklerinden başlayarak kurtarmak mümkün olduğuna göre, siz inancınızı, sulamayı ve hayata döndürme kararlılığınızla mücadeleyi bırakmadan, asla ama asla vazgeçmeyin.

           Zaten bu mümkün değil. Eninde sonunda "atsan atılmaaaaz, satsan satılmaz, kapının önüne konulmaz" ve "et tırnaktan ayrılmaz" değil mi?

 

            Levent Galip YEŞİL