“STRES”le Mücadele Ederken “STRES”e Girmeyin 

           

            “Stres” Nerede?

           

            Stres her yerde. Sağımda, solumda, önümde, arkamda, yakında, uzakta, geçmişte, bugünde ve gelecekte, hayatta ve ölümde. Dünyaya gelişimiz bile stres değil mi aslında. Stres, basınç ve zorlanmak demek, anne karnına uygulanınca doğar bebek. İlk nefeste ağlamak gerekir. Ağlamak stres altında olmak değil midir? Ağlamazsanız nefes alamadığınızı ve sağlıklı olmadığınızı düşünür etraftakiler. Doğumun ilk dakikalarından itibaren stresle tanışır herkes. Hatta ilk tanıştığı dünya stres. Doğunca, biz kendimiz için, ölünce, başkaları bizim için ağlıyor. Nasıl başlarsa öyle bitiyor hayat. Gülerek doğanı görmedim. Ölünce arkamızdan güleni de Allah nasip etmesin.                                                        Biz, ağlama hakkımızı sadece doğunca, gözyaşlarımızı sevinçten ve bizden önce gidenler için uğurlarken zamanında harcayalım.                                                                                                                                                                          Ne güzel söylemiş şair;

            Doğumum anama hamallıktı,

            Yaşamam bana,

            Ölümüm bile hamallık, cenaze alayına...

           

            Saklambaç oynarken, “sağım, solum, önüm, arkam ebe sobe. Bir daha yummam ona göre” derken bile stres var özünde. Sırtımdan vurmayın. Mızıkçılık yaparım.

            Evde, trafikte, işyerinde, televizyonda, haberde, seyahatte, uyku da hatta.. Uyanışında, sabahta, gündüzde, gecede, karada, havada, denizde...

            Hayatın en önemli gerçeklerinde biri “STRES”.

            Herkesin hayattan beklentileri vardır. Mutlu bir özel hayat, başarılı bir iş hayatı, huzurlu ve sorunsuz ilişkiler.., biraz daha özele inelim..

            Havada...

            Hava hep güneşli olsun, kapalı hava içimizi karartıyor. Yağmurlu havalarda hiç dışarı çıkmak istemiyorsunuz. Niye stres yapıyorsun? Yağmur dediğin “doğanın şarkısı”dır aslında. Her damlanın, ağaç yapraklarına ve toprağa dokunduğu her defasında çıkan melodiye ve ahenge bir kulak versene. Doğanın suyla dans etmesine şahit olmak istemez misin? Yağmur, bayramıdır çiçeğin, hele bir de güneş açtı mı arkasından, ışıl ışıl her taraf. Güneşin tadını asıl şimdi çıkar, yağmurdan sonra daha başkadır. Gökkuşağı ise mucizedir, hayatın tüm renklerini bir kez daha hatırlatır sana. Renk körü değilsen tabi.

            Evde...

            Herkes benim için yaşasın. Öncelik olmalıyım. Ben ne istiyorsam onu yapalım. Kızsamda kimse kırılmasın. Onları sevdiğim için yaptığımı hiç unutmasınlar. Eşimiz daha biz “leb” demeden leblebiyi (“leb” le başlayan kaç kelime var ki zaten) anlasın, hatta siz söylemeden ne düşündüğünüzü çözsün ve doğru algılayıp ona göre hareket etsin. Hiç sorun yaşamadan evliliği sürdürmek tuzsuz çorba içmeye benzer. Hiçbir şeyi paylaşmadan, birbirimizi anlamaya çalışmadan içten bilenmek ve her fırsatta açık aramak, sorunları çözümlere kavuşturmadan içimize atıp dertlenmeyi alışkanlık haline getirmek, özveride bulunduğumuzu zannetmek aslında hem kendimize hem de hayat arkadaşlarımıza yapılan en büyük haksızlık. Halının altına atılan her pislik, mutluluğu kolaylaştırmıyor, halıyı çürütüyor. Üstten farkedilmeyen yıpranma durumları, alttan içten içe bizi bitirebiliyor.  

            Anne&Babalıkta...

           Çocuğunuz herkesten önce konuşsun, yürüsün diye strese sokmayın kendinizi. Ne kadar geç konuşur ve yürürse o kadar iyi vallahi. Konuşmaya başlayınca susturamıyor, yürümeye başlayınca durduramıyorsun çünkü. Okuma yazmayı herkesten önce öğrensin, hiç yalan söylemesin, hiç dayak yemesin, üniversiteyi ilk girişte kazansın. Niye stres yapıyorsun? Okuma yazmayı öğrenememiş hiç ilkokul talebesi var mı? Sen, öğretmenine ne kadar yakın olursan çocuk ta o kadar başarılı olmuyor. Daha başında torpile gerek duyularak yetiştirilen çocuklar üniversite son sınıfta hala mutsuz ve karamsar. Soruyorum niye? "Daha torpil bulamadık" diyorlar. Biz nasıl iş bulacağız? Aslında hepsi cevher. Torpil kendisi. Ama fitilini ateşleyecek bir güç lazım. O güç de içinde. İçindeki cevheri çıkarmak lazım. Torpil yerine içlerindeki potansiyeli hatırlatalım, özgüven kazandıralım, mücadele etmeyi öğretelim onlara. Daha ilk gününden itibaren gereksiz hırslarımızla çocuklarımızı strese sokmayalım lütfen.  Sen dayak yiyerek öğrenmedin mi dayak yememeyi. Her girdiğin sınavdan hep en yüksek puanla mı çıktın? Herşeyde olduğu gibi, hırsın da fazlası zarar. Rüzgar gibi yani. Yelkenliyi alabora eder. Yol katedeyim derken, suyun dibini boylarız.

            Uyandığında.. "Stres Çarşafını At Üstünden"          

            Uykuya huzursuz ve stres altında dalmışsan, iyi uykular sana kabuslarınla. Uyuyabilirsen tabi. Nasıl kalktığın günün nasıl geçeceğiyle ve bu da nasıl yattığınla çok bağlantılı. Uyandığında, üstündeki çarşafı attıktan sonra hala uyanamıyor, hareket edemiyor, yatak sana batıyorsa ve kendine gelemiyorsan, dövülmüş gibi kalkmışsan, bir çarşaf daha var üstünde demektir. “Stres çarşafı” diyorum ben ona. Stres çarşafından kurtulmadan mutlu olman çok zor. Kalk ve aynaya ilk baktığında gülümse. Tebessüm et kendine. Günaydınlaşmazsan kendinle, gün boyu sırtında o çarşaf. Daha ilk adımda sırtından evirip çevirip atmak senin elinde. Güne nasıl başlarsan öyle gider.   

            İşte...

            İlk mülakatta işe alınmalısınız. Herkes kucak açmış bizi bekliyor sanki. 10 yıldır çalıştığın işyerinde her fırsatta terfi edecek kişi sizsiniz aslında, 10 yıldır hakkınız yeniyor. Senden sonra gelip senden önce terfi edenler oldu diye niye stres yapıyorsun? Sorun hep başkalarında ve hakkım yeniyor kandırmacasından bir kurtul bakalım. Bugüne kadar hangi başarısızlıkta kendine ayna tuttun bir sorgula kendini. Ders çıkardığın kaç deneyim sayabilirsin şimdi? Başkalarını suçlamayı ve kadere söylenmeyi bırak. Bu bakış bizi başarıya götürmez.   

            Trafikte...

            Trafikte niye “stres canavarına” dönüşüyorsun? Her yolculukta bir an önce ulaşmak istediğimiz yere varmak için gözümüzü karartmaya gerek yok. En iyi şoför sensin değil mi? En çok kurallara uyan sen olduğun için en az bir kez kırmızı ışıkta geçme hakkın vardır.   

            “Kavşakta iki saniye kazanacağım diye hak ararken, başkalarının hakkını yiyen olursan, trafiği felç edip en az yarım saat o kavşakta bekler ve daha fazlasını kaybedersin. Saygı görmek istiyorsan, önce sen başkalarının hakkına saygı duymalısın.”.

            Şehir içinde ne kadar hızlı gidersen git. En fazla 30 saniye kazanırsın. 30 saniye için en az 30 küfür yemeyi göze alıp, tüm sülalenin anılmasını istiyorsan o zaman başka..

            Yaşanmış Bir Örnek...

            “Sabah geniş yolda yayalara yanan yeşilde yetişemediği için son adımını kırmızıda atarak karşıya geçmeye çalışan bir hanım arkadaşa, sabırsızlığından ve kontrolsüzlüğünden dolayı, daha sarıda hareket etmeye çalıştığı için çarpma tehlikesi yaşayan “stres topu” sürücü bey’den bahsetmek isterim. Aracında pırıl pırıl 3 öğrenciyle beraberken, çarpmak üzere olduğu hanım arkadaşa verdiği tepkisi evlere şenlik.  Araçtaki çocuklar için çok güzel rol model oldu. Aceleciliği, sağa sola bakmadan gaza basması ve dikkatsizliği nedeniyle özür dilemesi gerekirken, el ve kol hareketleriyle ve daha da güzeli duyamasak ta çok rahat ağzı okunarak tercüme edilebilecek anlamlı sözleri için büyük bir alkışı hak etti. O çocuklar da yarın “stres topu”sürücülerden olacaklar. Başımız göğe erer artık. Geleceğimiz sağlam ellerde. Göğe eren, başımızla birlikte biz de olacağız bu gidişle..”    

            “Stres” Ne Zamandan Beri Var..

            Stres, ilk olarak 14.yüzyılda “güçlük, sıkıntı ve kötü talih” olarak tanımlanmış. 17.yüzyılda “felaket, bela, dert, keder” olarak kullanılmış. 18. ve 19.yüzyıllarda ise bilim adamı fizikçi Thomas Young stresi “maddenin kendi üzerine uygulanan bir güç karşısında gösterdiği direnç” olarak tanımlanmış. 1956 yılında Selye stresi “normal ve gerekli bir süreç” olarak tarif etmiş.

            Psikolojide ise “sıkıntı ve zorluk” anlamına geliyor. Kendisine uygulanan etkiye karşı insanların gösterdiği dirençtir.

            En bilimsel olanı ise “çevremizden, farklı kişilerden, farklı ortamlarda gelen değişik talepleri karşılama ve farklılıkları yönetme zorluğu altında, koşullara uyum sağlama çabası karşısında fiziksel ve psikolojik baskının bizde yarattığı etkinin organizmamıza yansımasıdır”.

            “Stres”e Bakış Açınız Kaç Derece?

            Hayata Bakış Açınız kadar. 

            Tüm hedeflerimize ulaşmaya çalışırken bazen elimizde olan müdahale edebileceğimiz ancak çoğu zaman elimizde olmayan kısıtlamalar ve engellerle karşılaşırız. Kendi içimizde olan engellerden başlayıp, evrende ozon tabakasının delinmesine kadar gidebilirsiniz. Bu engelleri tamamen ortadan kaldırma şansımız olamayacağına göre bizim hayata bakış açımızı ve yaşam standartlarımızı gözden geçirmemiz gerekiyor.

            Stres aslında bir enerjidir. Bedeni ve zihni harekete geçirir. Bu enerjiyi hangi yöne kullanacağımızın kararı bize aittir. Stres, hayattan zevk almayı azaltır. Gökkuşağı renginde yaşanmayı hak eden hayatı renksizleştirir.

            Bizi strese sokan asıl neden, olaylar değil bizim tepkilerimizdir.

            Olaya bakış açımızdır. Yolda yürürken karşılaştığı sevimli köpeği kimimiz severken, kimimiz strese girer, adımları hızlandırır, ona bakmıyormuş gibi yapar, göz göze gelmemeye çalışır ve yolumuzu değiştiririz.

            Stres, akut denilen ilk seviyesinde herkes tarafından yaşanabilir. Sıklıkla tekrarlıyorsa kişinin kendini “asabi”olarak nitelendirdiği boyuta ulaşır. Her an çatışma yaşayabilir ve tepkilerini kontrol etmekte güçlük çekerler.

            Stresin etkileri nasıl ortaya çıkar?

            Stresin fiziksel, duygusal, zihinsel ve sosyal belirtileri vardır.

            Baş ağrısı, uyku bozukluğu, kabızlık, ishal, tansiyon ve terleme gibi sağlık problemleri fiziksel,

            Ağlama, asabiyet, gerginlik, depresyon, kaygı, endişe, panik ve korku gibi duygusal

            Karar vermede güçlük, konsantre olamamak, hafızada yavaşlık, hayal kurma, unutkanlık ve verimlilikte düşüş gibi zihinsel,

            Başkalarını suçlama, ait olamama, dışlanma, güvensizlik, küslük ve savunmacı tutum gibi sosyal belirtiler olabilir.

            Davranışsal olarak “gerilmeyle” başlar. Kişi problemden ve bozulan dengesinden haberdar olur. “Zorlanma” ise kişinin problemi çözmek ve eski dengesine ulaşmak için harcadığı çaba yani ödenmesi gereken bedeldir. 

            Esas suçlu bulundu.

            Strese sokan sebeplere “stresör” denir. Bazı stresörler tamamen ortadan kaldırılabilirken, hepsi mutlaka müdahale edip ortadan kaldırabileceğimiz koşullar içermez. Onların etkisini azaltabiliriz. Bunu başarabilmek sorunları nasıl gördüğümüz, ele aldığımızla ilgilidir.

            Önce “stresörleri” besleyen ve mücadele etmemiz gereken problemleri çok iyi analiz edip, ortaya çıkarmak, tanımlamak gerekir. Bazen küçük şeyleri gereğinden fazla büyüttüğümüzün farkına varmalıyız. Bazen de “donkişot”gibi yel değirmenlerine saldırıyor olabiliriz.

Stresörlere örnek verelim..

-         Boş zaman yaratamamak, kendine hiç vakit ayıramamak

-         Hayır demeyi başaramamak

-         “Sen” odaklı yaşamak. Yani bizim önceliklerimizin her zaman ve herkese karşı ikinci sırada geliyor olması demek.

-         Sağlıksız beslenmek

-         Spor yapamamak

-         Zamanı verimli kullanamamak

-         Hedefsizlik

-         Değişime ayak uyduramamak

-         İş yükü veya tam tersi azlığı

-         İş ve özel hayatı birbirinden ayıramamak

-         Bilgisizlik ve kişisel gelişimin durması

-         Topluluk önünde konuşma yapmak.....

Aslında hepsi üstesinden gelinebilir durumlar değil mi?

 

Hayata bakış açımızı genişletir ve bahanelerle yaşamayı bırakırsanız olur...

 

            Tabi ki, ölüm, ekonomik krizler ve geçim sıkıntısı, sağlık problemleri gibi elimizde olmayan hayatın vazgeçilmez stresörleri de var. Onların üstesinden gelebilmek için, yarattıkları strese esir düşmeden, her düştüğünüzde ayağa kalkmayı başarmanız gerekiyor. Biraz sabır, biraz inanç, biraz özgüven, biraz silkelenmek yeter.

           

            “Stres” Yönetilebilir mi?

           

           "Stresi, bir çaresizlik ve tehdit olarak algılayanlar değil, bir mücadele olarak görenler yönetebilirler"

 

            Stresi yönetmek, onu tamamen ortadan kaldırmak demek değil, etkisini azaltmak ve yıpratıcı seviyeye ulaşmasını önlemektir. Önemli olan stresin farkında olmak, sorunu tanımlayabilmektir.

            Stresi yönetebilmek için, kendimizle barışık olmak, özgüven sahibi olmak, kendimize herkesten önce gülebilmek, hatalarımızdan ders çıkarabilmek, duygularımızı kontrol edebilmek ve başkalarının duygularına saygı göstermek gerekmektedir.                          

            Stres, kişi, olay veya durumlara karşı negatif düşüncelerimizin etkisiyle içinde bulunduğumuz olumsuz duyguların çıktısıdır. Vücutta stres yaratan kortizon seviyesi yükselir. Strese direnen endorfin yerine artıran adrenalin salgılanmaya başlar. Daha belirgin manada ise renk kırmızılaşır, göz bebekleri büyür, sonra gözler kararır, baş döner, dizler çözülür, kalp çarpıntısı dışarıdan hissedilir.

            Her insan stres duygusunu yaşar. Öncelikle stresin hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olduğunu kabullenmek gerekir. Strese bakış açımız, ondan olumsuz veya olumlu etkilenmemizin belirleyicisidir.

Stres altında olduğunuzu kabullenmemek ve duygularınızı bastırmaya çalışmak devamında sizi tükenmeye ve depresyon denilen hastalığa sürükler.

            Stres, kişilerde yüksek kaygı, endişe, öfke, saldırgan ve hatta depresif duygu ve davranışlara sebep olur. Suçlunun hep karşı taraf olduğu düşünülür.

            Birlikten kuvvet doğar, stres ölür..

            Stresle hem bireysel hem de toplumsal olarak mücadele etmemiz gerekir. Bu da birbirinin işini zorlaştıran ve yokuşa süren değil, birbirinin işini kolaylaştıran ve destek olan yaklaşımlarla mümkün olur.

            Stres, başımıza gelen herhangi bir olumsuzluktan değil, bizim verdiğimiz tepkilerden kaynaklanır. Örneğin, “trafikte geciktiğiniz bir randevunuz için strese girmekle, biraz hızlı düşünüp telefon edip biraz gecikeceğinizi haber vermek arasındaki fark strese yenilmekle stresi yönetmek arasındaki farktır”.

            Tam sıra size geldiğinde kasiyer arkadaşımızın hesap kapatması veya bankamatiğin “hizmet dışı”na çıkması karşısında verdiğiniz tepkileri ele alalım. Stres için geçerli nedenlerimiz var. Ama kızıp, bağırıp, çağırıp isyan etmek yerine, alternatifleri hemen aklımızdan geçirip, olumsuz durumu olumluya çevirmek elimizde. 

            “Stres” hep “günah keçisi” değildir?

            Stres her zaman olumsuz değildir. “Stres eşiği”denilen sınırı aşmadan tolare edilebilecek seviyeye kadar, ihtiyacımız olana enerjiyi açığa çıkarması ve katalizör etkisi yaratması sebebiyle stresten faydalanılabilir. Çabuk ve doğru karar vermenizi destekler. Sizi harekete geçirir. Ekstra enerji verir. Bugüne kadar hiç ulaşamadığınız mesafeye sizi zıplatabilir. Silkelenmenize olanak sağlar. Yani olumlu stres düzeyimizden faydalanabiliriz.

            “Stres”den olumsuz etkilenmemek ve yararlanmak için neler yapılmalı?

-        Problemlere verdiğimiz kızgınlık, kırgınlık, sabırsızlık, panik gibi olumsuz tepkilerin, problemin çözümüne hiçbir katkısı yoktur. Yalnızca sizi daha fazla strese sokar ve gücünüzü tüketir. Sağlıklı hareket edebilme kabiliyetinizi azaltır.

-        Elimizde var olanlarla mutlu olmak yerine, doyumsuz olup, olmayanlarla mutsuzluğu tercih etmeyin.

-        Kızma hakkınızı cebinize atın. Sonra da cebinizden çıkarıp, çöpe atın. 

-        Mümkünse bulunduğunuz ortamdan uzaklaşın. 3 adım öteye geçmek bile yeter bazen.

-        Sizi strese sokan sebepleri dile getirirken abartılı ifadeler kullanmayın. “Lanet olsun. Hep böyle zaten” “ne zaman işim rast gitti ki” “hay aksi, hep benim başıma gelmek zorunda mısın” “Bir kerede çalış gözü kör olası” yerine “dünyanın sonu değil” “ her işte bir hayır vardır” “sakin ol...” “sinirlenmem sorunu çözmez, sağlıklı düşünmem lazım” deyin.

-        Ben dili kullanın. Sen dili yıpratır. Ör: “Sen ne sorumsuz adamsın. Kaç kere söyleyeceğim” yerine “bu şekilde davranman sebebiyle seni merak ediyor ve üzülüyorum. Sen benim için değerlisin. Bu şekilde kendimi yıpranmış ve huzursuz hissediyorum” deyin.

-         Derin bir nefes alın. Sakin olun.

-         İçinizden 10’a kadar saymak sizi rahatlatır.

-         Yaklaşım tarzınızı gözden geçirin.

-         Harekete geçmeden önce bir kez daha düşünün.   

            Hayatının her adımında...

-         Güvenmek ve güvenilir olmak çok önemli. Sevmek ve sayılmak kadar.

-         Karşılıklı anlayış ve hoşgörü olmazsa olmazımız.

-         Kendimize ayna tutup, bizim bilmediğimiz ama başkalarının görebildiği kör ve kapalı alanlarımızı genişletmemiz gerekir. Bunun için birbirine geri bildirim alıp verebilen bir ortam yaratmak lazım.

-         Sizi en son eleştiren birine karşı aklınızdan geçenleri hatırlayın. Hiç eleştiri almadınız mı? Ne kadar kusursuz olduğunuz için sevinmeyin. Tam tersi etrafınızda hiç dostunuz olmadığı için üzülün. Çünkü dostlar acı söyler. Sizi eleştiren kişinin üstüne çullanıp, “bir tane çaksam, saçını başını yolsam ya da ağzının payını verirdim ama şimdi müsait değilim. İlk fırsatta gösteririm gününü” dediğiniz oluyor mu hiç?

-         En çok zevk alacağınız, eğleneceğiniz ve sizi mutlu edecek anlarınızda bile stres bir tarafda karşınıza çıkar. Örneğin, evlilik stresli iştir. Hazırlık aşamalarından, düğüne, kartların seçilip, basılıp, dağıtılmasından, takı merasimine, yeni bir düzen, yeni bir ev, eşyalar, yeni yaşam koşulları ve standartlarına alışmaya kadar. Hepsi ne kadar isteniyor olsa da stres kaynağı.

-         Bulunduğunuz ortamı neşeli hale getirmek için çaba sarf edin. Bunun için gülümseyin. Hatta sabah aynada kendinize gülümseyerek başlayın güne.. Evin diğer fertleri önce “deli” derler ama olsun. Siz asla vazgeçmeyin. Onları da alıştırın.

-         Etkisinden çıkamadığınız bir durumda anılarınızdan faydalanın. Eskiden sizi mutlu eden bir anı canlandırın gözünüzde. Sizi ve ailenizi gururlandıran bir başarınızı, kahkahalarla güldüğünüz bir anı, size yapılan bir iyiliği ya da bir sürprizi düşünün.

-         Ağlama hakkınızı hep ertelemeyin. Kayıplarınız için kendinize yas tutma hakkı verin.

-         Kendinize ve etrafınıza hata yapma hakkı verin

-         Sağlıklı beslenin

-         Zamanınızı verimli kullanın

-         Küçük şeyleri büyütmeyin

-         Değişime adapte olmaya çalışın. Hiç kimse birbirinin aynısı olamayacağı gibi, hiç bir gün başka bir günle aynı olmayacak. Bugün siz de dünden farklısınız.

-         Empati kurun. Önyargılı bakmak yerine karşı tarafı ve olayları anlamaya çalışın.

-         Beden sağlığınıza ve fiziksel görünüşünüzle barışık olun

-         Değiştiremeyeceğiniz durumlar için enerjinizi tüketmeyin

-         Olumlu ve yapıcı iletişim becerilerine sahip olun.

-         Her fırsatta gülmeyi ihmal etmeyin.

 

            “Hiçbir Anahtar, Kalbin Kapısını, Gülümseyen Bir Yüz Kadar Kolay Açamaz”

 

            Stresi yok edemeyiz. Strese sebebiyet veren koşulları, kişileri ve yaşam standartlarımızı kökten silemeyiz. Ancak, bize olan etkilerini kontrol edebiliriz.

            Unutmayalım ki, en uzak mesafeler bile önce küçük bir adımla aşılır. Bugün o küçük adımı atmak için bir fırsat.

            Zaten,

            Ağladığın kadar güleceksin,

            Sevdiğin kadar sevilecek,

            Yaşadığın her dakikanın tadını çıkar,

            Her saniye seni, sona bir adım yaklaştıracak...

           

            Bu dünyada doğmak, önceki yaşamda ölmek belki,

            Bu dünyada ölmek, başka bir hayatta doğmak olmalı aslında..

 

            Levent Galip YEŞİL